8.10.2008 - KRİZLER ve KİTLE YÖNETİM KABİLİYETLERİ
KRİZLER ve KİTLE YÖNETİM KABİLİYETLERİ
Matematik’i yeniden icad etmek gerekmez, bir iş konusunda yapılması gerekenler, yapılabilecekler belirlidir İnsanların yaptığı bütün meslekleri ve iş kollarını gene insanların talepleri şekillendirir. Zaten iş kollarının doğuşu da taleplerin belirli bir yönde sayı oluşturabilmesi ile mümkündür.
Tam tersi bir bakış ile günümüzde üretilen ticari yönetim sistemleri, talepleri beklemek yerine arzı ortaya koyup talep eğilimini yönetmektedirler. Yani bu tam olarak ne anlama geliyor, ihtiyaçları tespit ederek, talep oluşmasını beklemek yerine yenilik yapıp ihtiyaç sırasında öne getirmek diyebiliriz. Çok açık bir örnek cep telefonu piyasada yokken bu kadar insanın hayatında bu türden bir ihtiyaç değildi şimdi ise herkes için ihtiyaç, hemen devamına kola, sabun, jilet diyelim, peki kağıt havlu ne zaman çıktı, neden bu kadar sayı yapıyor evet bunlar temel ihtiyaçlar ve insanların farklı tüketim türlerinden bir çok yeni ihtiyaçları mevcuttur ve ihtiyaçları karşılama türleri de değişim göstermektedir bu yüzden yüzlerce yatırımcı ar-ge faaliyetleri için önemli rakamlar ödemektedirler. Piyasalarda yeni bir akış kanalı sağlamak farkları çıkarmak ve boşlukları doldurmak üzere bir yarış söz konusudur. Gören kazanır kendini yenilemeyen değişime ve gelişmeye uzak kalan ise işler ne zaman düzelecek diye bekler.
Dünyada satışa sunulmuş tüm ürünlerin etiket fiyatı o mamülün tabiat tan ayrılıp size ulaşana kadar geçen süreçte değişim ve birleşimleri için harcanan emeklerin toplam bedelidir. Yani satın aldığımız her şeyin bedeli emeklerin toplamı anlamı çıkar karşımıza. Anlam olarak özetlersek; o kimden bu kimden derken, dünyadaki tüm insanların adem ile havva dan ve düşüncenin sonuna, varlığımızın evveline vardığımızda yaradana ulaştığımız gibi bize verilenler yaradanın bize sunduğu tabiatta saklı olduğu ve bedelininde emek olduğu gerçeği
tek anlamdır.
Bazen kitaplar dolusu teday’ın tek bir cümlede anlam ifade edilebilmesi bizi şaşırtabilir. Ama gerçek tekdir sebeb ararsanız orada gene insanı ve yaradılış özelliklerini bulursunuz. Hangi zeminin üzerine ne kurmaya çalıştığımız önemlidir. Başarılıda olabilirsiniz kaybolabilirsinizde, sizden farklı bakış açısına sahip bir diğeri sizi geçebilirde, günümüzde bunların hepsi mümkün ve doğal hal almıştır YAŞAM’ın her alanında asıl olan sizin hangi sebeble ne tür bir risk satın aldığınız’dır .
Ülkemizde hangi piyasa ne yöne dönüyor, hangi tren ne yöne yolcu alıyor trene binen yoluna çıktı, o sektör den para kazandı, son yıllarda en çok göze çarpan sektör inşaat sektörü, dünyada konut ve mortage akımı gene yeni bir yönetim kabiliyetinin eseridir.
Aynı yıllar içerisinde ülke ekonomisinin dengelerini değiştirecek bir toplam ile, birden bire insanlar konut sahibi olmaya teşvik edildi bu bir hata mıydı bence hayır ama belki HACİM hesaplanmadı. Konut ve mortage krizi uzaydan gelmedi, para piyasalarının devasa patronları yeni bir yönetim sistemi üretip yeni bir kanal oluşturdular. İnsanlar ihtiyaçlarını kısıp borçlandılar, kararlılar, birkaç yıl sonra cana tak edince vazgeçerlermi, hatırlarsanız bir dönemde kamyon satışlarında krediler ve satış fırlaması yaşanmıştı, bunların tümü insana özgü davranış türlerinin içerisinde, ihtiyaçların çözümü birikime bağlıdır hazır olmadan cebir zordur. 8 yıl sonrasını nasıl bileceğiz söz konusu konut bile olsa borçlanmalar 3yılı geçmemeli. Taksitlendirmelerin küçük olması insanların 8 yıl beklemek istediğinden değil en çok 3 yıl sonra ordan burdan tarla tapan satıp borcunu kapatmak düşüncesi ile yola çıkmalarıdır. Bu düşünce sisteminde en karlı çıkan gene finans kurumlarıdır. İhtiyaçlar kısılır bazıları ertelenir zaman uzadıkça sıkıntı artar, piyasada ise bir yöne yoğunlaşan para diğer sektörlerlere zayıf akım bırakır. Bence toplam tüketim hacminde, ayrılabilir miktarı önemlidir. Bunu düşünmek için ekonomi okumak gerekmez. Kazancınızın ne kadarını neye harcıyorsunuz temel ihtiyaçlarınız ve diğer ihtiyaçlarınız neler bunu tespit ederseniz kendi adınıza borçlanabileceğiniz taksit rakamını ve kaç yıl sürdürebileceğimizi iyi tartmamız gerekir.
Herkes birbirine uyarıda bulunuyor aman abi dışarda kriz var çıkma sakın iş yapma bekle,
Olayların hepsini toplayın çıkartın varacağımız sonuç aynı, olayların detayında kaybolmayalım bu piyasada kriz ve ağır tehdit korkularının olmadığı günleri özlüyoruz, bize düşen kriz bitmez mücadeleye devam demek ve tüketim kanallarını doğru hesaplamak ve fikir üretmektir. Tedbirli olalım ama Krizlere odaklanmak hele hele kendimizi krize endeks’lemek kalp krizi geçirirmiyim diye bekleyen bir insanın gergin durumundan ibarettir.
Sosyal algının ilginç yönlerinden biri, farklı insanların başkalarına ilişkin algılarını farklı boyutlarda örgütlemeleri’dir.örneğin bir kişi başkalarını, her zaman mizah duyguları, fiziksel çekicikleri, canayakınlıkları, dürüstlükleri ve zekaları açısından betimleyebilir.
Bir başkası bu özelliklerin, göreli olarak önemsiz olduklarını düşünebilir ve bunların yerine bireyin çalışkanlığını, saldırganlığını, dinselliğini vurgulayabilir.
Çok az bilgiye dayanarak bile, insanlar başka insanların oldukça tutarlı izlenimlerini (algılarını)
oluşturabilirler.
Ülkemde bulunan tüm siyasi görüşlerin koordinat eksenlerine şöyle bir baktığımızda rahatlıkla herkesin görebileceği ve inkar edemeyeceği TEK gerçek vardır, tüm siyasi düşüncelerin eksenleri BAYRAĞIM’da buluşur, hepsinin çalıştığı HEDEF, ülkemi yani hepimizi temsil eden bu bayrağı daha yükseğe taşımaktır. İşin aslı bu’mudur BUDUR. Peki bu eksenler neden sürekli algılarını farklı örgütlerler, bu durumu kendi ifade dilinizle cümleye dökün nasıl ifade ediyorsunuz, peki bu ifadeyi anlam olarak nasıl buluyorsunuz? eğer HEDEF siyasi düşünceleri yarıştırmak ve bir ön’de derece almak ise? o zaman’da yarışmacılar ancak ve ancak ürettikleri yada üretebilecekleri hizmetler açısından derece alabilir.
Yani HANGİ SONUÇ’A GİTMEYE ÇALIŞIYORUZ, siyasi görüşlerin yarışlarından doğan rakıp duyguları abartıp karşılıklı bir mücadele sonrada işin şekli boy ölçmeye kadar varınca kendimizi çarpışma mecrasında mı buluyoruz? acaba kendimize karşı ve içinde bulunduğumuz topluma karşı gerçekten dürüst davranıyormuyuz, biz bunu yada şunu yapmak istiyoruz ama SONUÇ BÜTÜNE ZARAR VERİRMİ?
Önemsediğimiz tek şey kendi düşüncelerimizmi, PEKİ...? sonuçlara > benim gibi senin gibi, onun gibi, şunun gibi düşünenler yada düşünmeyenler ile birlikte katlanacağımızın bilincindemiyiz? bu sorunun onlarca türünü birey olarak kendimize yöneltebilecek kadar dürüst davranabilirmiyiz.
Kimsenin BİRŞEY’lere tekel vazifesi üstlenmesi söz konusu değildir ve kimse sadece kendi arkasında bir kuvvet bulunduğunu düşünmemelidir. Ülkemde bulunan değerlerin tümü benim, bizim, hepimizin, kimse bizde bir bütün olan bu değerlere TEKEL görevi üstlenme yetkisine sahip değil bu TOPLAM bu topraklar üzerinde YAŞAM ifa’sında bulunan insanlara ait.
Tekel olabilecek tek unsur herkesin kendinden verebildiği yada verebileceği HİZMET’leri olabilir. Ve yapılan her hizmetin, sağlanan HER ARTI DEĞERİN, katılan HER NEBZE SOSYAL SADAKATİN patentide tekelide o hizmeti verenindir.
SİZİN İÇİN ÖZELLİĞİ VE ÖNEMİ NE OLURSA OLSUN
HANGİ GÖRÜŞÜ BENİMSEDİĞİMİZ EN ÖNEMLİ KONU DEĞİLDİR
BEN YADA BİZ YADA HEPİMİZ >AYRI AYRI YADA AYNI ANDA > FARKETMİYOR
Gelişim ve değişim her dönemde mevcuttur ve dönemin gelişim ölçülerine göre her dönemin kendi içinde hata ve sıkıntıları farklıdır, bunlar bazen uygulamadaki doğruların
ezip geçtiği eğrilerden çıkan sıkıntılardır, bazen ise doğruyu savunurken insanın insan olduğu gerçeğini göz ardı eden keskin doğrucuların hataları şeklinde tezahür eder.
Ve her ne hikmetse tarihte sonuçlara baktığınız zaman yanılgılar da kendimizdedir
İsabetler de, ucuzuda bizdedir pahalısıda, insanlar aslında kimseye karşı durmak güdümü ile yaşamazlar, sadece inandıklarını savunurlar velakin İnandıkları şeyler diğerlerinin inandıkları yada onların kendilerine hak olduğunu düşündükleri noktalarda çarpışıverir, sonrada kurulur bir muhakeme zinciri.
Davanın konusu ise farkında olmadan benim isteklerim senin tercihlerin meselesine döner. Burada ne oluyor diye bir üst pencereden bakabilirseniz olayların karşılıklı subjektif
bir çekişme mecrasında bulunduğunu görebilirsiniz.
İşler döner dolaşır gelir yönetici siyasetçinin başına konar, bu kişi için, er kişi niyetine saf tutulmuştur, yaptıkları ve’de yapamadıkları ile her daim bu topluma karşı mesuldür. Sorgulama başlamıştır, bir suçlu ilan edilmesi gereklidir.. Siyasetçinin yaptıkları yada yapmadıkları, neye inanıp savunduğu yada neyi doğru bulmayıp katılmadığı meselesi kararları pek değiştirmez, bir tarafın beğendiği bir tarafın ise beğenmediği olaylar vardır
ve bu iş için seçilmiş konumdadır, ne yazikki bu işten kurtuluşu yoktur.
Her dönem insanların en çok konuştuğu şey yapılmayanlardır. Yapılmayan yardımlardan verilmeyen kararlara kadar uzanır, yapılanların bir kısmı hakkında zaten görevi onu’da yapmasınmı? anlamında kalmıştır, kalan kısmı ise ne gereği varki şu hizmet için bu harcama gereksizdir yorumu almıştır en son eh işte şunu yaptı gibi cümleler bence sadece yanlılık taşır.
Buraya kadar olayları toplayalım; her siyasetçinin eksikleri vardır, ama maalesef toplamlara olayların % çoğunluğu yönünden baktığımızda, temelinde toplumsallık boyutu kazanamamış bireysel beklentilerden kaynaklanmıştır ve toplanıp çok seslilik akımı haline gelmiştir bile, kurtuluş yoktur, bak bu da siyasetcinin suçudur çünki acımasız eleştirilerde bulunabilen bu vatandaşlara gereken toplumsal eğitim verilmemiştir. Mevcuttaki imkanlardan eğitim için ayrılabilecek daha fazla bir parça bir şekilde bulunmalıymış’tır.
Oysa ki, olayların tamamı ülkemin ekonomik gerçeklerine bağımlıdır, maalesef kimse kendine sormamış; eğitim mi ekonomik değerleri yülseltir, ekonomik değerlermi eğitim seviyesini yükseltir, ilk ivme hangisinde zamanında ve yeterince üzerinde durulmamış.
Türkiye İş Kurumu verilerine bakarsanız işimizi yapabilmeyi öğrensek, vallahi iş yapmak isteyen insanda bir hayli fazladır, peki sorunun temeli öğrenmek istemediğimiz’mi? yoksa neyi yapmak istediğimiz’mi? ortama duyduğumuz güvensizlik’mi? Muhakeme mahallesindeki istikamet kavşağında tıkanmış bir trafik halindedir.
Hep yapılmayanları ve bizim isteklerimizi dile getirmek, yapılanları da takdir etmek yerine acımasızca eleştirmek, seçilenlere ve gene bu topluma negatif bir etki yapar. Bu konuda kendimizde adalet ile düşünüp terazinin iki kefesi olduğunu unutmamalıyız.
Siyaset öcü değildir, kötülenmesi doğru değildir, siyasi görüşlere medeni bir yaklaşım ile saygı duymazsak toplumsal barışa hakim, yani kendi ile barışık bir toplum olamayız.
Barış olgunluktur, barış, barış’ı sunanı yüceltir. Unutmayalım barış tüm siyasi görüşlerin üstünde yer alır. Farklı görüşlerin varlığını görmezden gelmeye çalışmak aklın yolu ile bağdaşmaz, Daha iyisini yapabilirim diyorsanız siyasete katılın ama fanatizm ile siyaseti karıştırmayın, hizmet yapın bir artı katın, ama bir’şey yapmadan bir’şey konuşmayın
çünki yok saymak yerine daha iyisini yapmamız gerekiyor.
Refarandum öncesi bir suikast ardından münübüs katliamı al birde sana 8 asker olayı..
YORUM YOK .. YORUMA GEREK YOK... OLAYLAR AÇIK
Konuyu anladınız… şimdi ise görmemiz gereken bir açı vereceğim birde bunu düşünelim..yorum yapmadan okuyalım yoruma gerek olmadığını anlıycaz
Aşağıda sıraladığım olayların hepsini birer FARZIMAHAL ÖRNEK sayabiliriz.
1- gündemde olan DTP li bir bayan milletvekili evet milletvekili bu sıfatın önüne arkasına kimsenin NE ek takı kullanma hakkı nede o makama oturan hiç kimsenin o sıfatı kirletmeye HAKKI yok. KİRLİLİK ANCAK KİŞİYE AİT OLABİLİR MAKAMIN SUÇU OLMAZ. bu bayan mevcut yasalar çercevesinde aday olmuş ve yüksek seçim kurulunun adaylığının kabülü ile seçimle oylama sonucu milletvekili tezkeresini almıştır. yanlışlık VARMI ? YOK yapılan doğru mu doğru.... SİSTEMİN SUÇU NE?
2- Geçtiğimiz yıl Çorum yerel basını ÇORUM lu bir banka memuresinin yaptığı olayları yazdı .. peki bu sıfatın önüne yada arkasına ek takı kullanma hakkımız varmı gene yok.
yanlışlık VARMI? YOK... kişi ismi gerekmeyen bu olayda bu bayan bankanın mevcut prosedürü çercevesinde memur olmuş hatta mesleğinde bir kademe almış. ama kötü bir olayla memuriyetini bitirmiş... buradaki SİSTEMİN SUÇU NE? KİRLİLİK VARSA ancak o kişiye ait olabilir makamın yada yetkinin suçu olmaz..
3- Yeni bir olay gene çorum basınında yayınlandı gene banka memuru haberi sahte imzalarla adam krediler çekmiş... PEKİ SİSTEMİN SUÇU NE?
4- Geçmiş tarihlerden bir örnek atalım bir haber İstanbulda bir emniyet görevlisi çevresine kurşun saçtı.. E ŞİMDİ DE TÜRK EMNİYET TEŞKİLATI mı suçlu?
SİSTEMİN SUÇU NE ?
HERHANGİ BİR MAKAMDA YADA GÖREVDE KİŞİLERİN ÖZÜNE AİT BİR SUÇ OLUŞMUŞ İSE BU DEVLETİN YADA KURUMUN SUÇU OLAMAZ.
ZATEN BU PERDE ; DEVLETİ, Türk Silahlı Kuvvetlerini ve HALKI kendi aralarında MUZİP bir vasıfla ihtilaf mayası katmaya çalışan ve de AKILSIZCA OYNANMIŞ OYUNLARDAN biridir.
DEVLET de MİLLET de herşeyin farkındadır..
YANLIZ ŞUNU UNUTMAYALIMKİ bence DEVLETİN HERŞEYİ BASINA VE KAMUOYUNA BİLGİ VERME ŞANSI YOKTUR. diye düşünüyorum ve GENE DÜŞÜNÜNKİ BÖYLE BİR ŞEY OLSA DEVLET de MİLLET de bundan zarar görür..
ÜSTÜNE ÜSTÜN BİR ŞEY DAHA VARKİ; MEVCUT SİSTEMİNİZİN MERSEDES YADA ANADOL OLMASI HERŞEYİ HALLETMİYOR ve YORUMDAN ZİYADE SİSTEMİ KULLANAN BİR İNSANI kendi gözünüzle MERCEK ALTINA ALIRSANIZ KİRLİLİĞİN SEBEB KAYNAĞINI gene kendinizce Bulabilirsiniz.....
26.9.2007 - Orhan ÖZTÜRK ile İSKİLİP HAKKINDA ; RÖPORTAJ
Orhan ÖZTÜRK ’ün bakışı ile İSKİLİP halkının sahip olduğu kültürel değerler nelerdir. İskilip sahip olduklarını nasıl değerlendirmelidir.
İskilip geçmiş 200-300 yıllık tarihi itibarıyla bir esnaf şehri olmuş. Ahiliğe benzer bir yapının mevcudiyeti, meslek adları ile anılan çarşılar, arastalar ve sülaleler (tabakhane, semerciler, salliler, parpucular, bakırcılar vs…) bu ilçede ciddi bir şehir kültürünü oluşturmuş. Geçmiş dönemlerdeki eğitim alt yapısı ve kadroları da İskilip’in bölgesinde çok farklı bir yapıya sahip olmasına vesile olmuş. Burada Osmanlının mikro ölçekteki bir temsili söz konusu olmuştur. Orijinalliklerinin çokluğu da sağlam temelli bir kültür alt yapısının oluşu, farklı etnik yapıları belli kalıplarda eritebilmesi önemlidir. Bu ilçede tatar asıllı hemşerilerimizin de varlığı sadece postacılıktan gelen bir özellikten değil etnik yapıdan da kaynaklanır.Bu yapının cumhuriyet dönemi siyasi yansıması merkez sağın muhafazakar kanadında yer almak şeklinde gerçekleşmiştir.
Ancak esnaf ağırlıklı bir şehir yapısı geleceğe kendisini modernleşerek, değişerek taşıyabilecek öncülerde, önderlerden ve anlayışlardan ciddi olarak mahrum kalmıştır. Bu yapı kendisini değiştirmek ihtiyacını yakın zamanlara kadar duymamış ancak karşılaştığı sıkıntılara artık dayanamayacak noktaya geldiğini anladığı günümüzde ise edilgen bir konuma dönmüştür. İnsanların zevkleri, beklentileri, tüketim kalıpları değişmiş, İskilip esnafı bunu karşılayabilecek fiziki ve zihni yapılanmalardan uzak kalmıştır. Şehrin bu krizi İskilip’i sosyal, kültürel ve ekonomik anlamda sarsmaya devam etmektedir.
İskilip halkı sizi yeteri kadar tanıyor mu bu konuda sizin tespitiniz var mı.
İskilip halkı bizim İskilip’le ilgili perspektifimizi yeterince öğrenemedi çünkü bunu anlatmaya fırsat bulamadık. Bizi eskiden kişi olarak tanıyanlar elbette vardır ama biz kendimizi ifade edecek ortamlara yeteri kadar giremedik..
Orhan ÖZTÜRK ve İskilip’i, yaşam ve felsefe üzerine 2 konuda karşılaştırma yapmaya kalkarsak neler ile karşılaşırız.
İskilip’te muhafazakar felsefe güçlüdür. Değişime, riske, dışarıya kapalı bir sosyal yapı vardır. Şahsım da hayat tarzı muhafazakar olmakla beraber düşünce yapısı ve sahip olduğu makamlar itibariyle biraz devrimci, köklü değişimlerden yana ilerici bir felsefeye sahip olduğumu zannediyorum. Genelde gelecek odaklı yaklaşım ve uygulamalara sahip olmak her zaman takdir görmüyor. Sahip olduğum bilgi birikimi, eğitim alt yapısı, yurt içi ve yurt dışı tecrübeler, çevre vs… bugüne kadar beni bana bırakmadı. Hep talep edilen, verilen konumda oldum. Bu biraz da gücümü artırdığı gibi radikal uygulamalara girebilmemi de sağladı. Hiçbir yere talip olmadım ama işler özellikle sıkıntılı konularda beni buldu. Sade vatandaş olmanın keyfini yurt dışında yaşadım, bazen burada da bunu özlemiyor değilim… Ancak her şeyin zekatı var…
Bugüne kadar yaptıklarınız İskilip halkı üzerinde yeterli takdiri kazanmış mıdır?
Takdir kazanıp kazanmadığının ölçüsü ancak seçim sandığında belli olabilecek bir hadisedir. Biz siyasetçiyiz, siyasetçinin değerlendirilmesi sandık yoluyla mümkündür. Bu takdirde bazen sandık bile tam ifade edemeyebilir çünkü siyaset bazen de Nasrettin Hocanın karpuz seçmesi gibi daha az kötüyü seçme noktasına gelebiliyor. Takdirde en önemli husus hizmetler, yatırımlardan daha önce; kamu vicdanına ters bir konumda olmamaktır. Siyasetçi vicdanları sızlattığı, haksızın, zalimin yanında tavır aldığı anda biter. Biz ne kadar eksik, yanlış ve yetersiz olursak olalım esas bu noktada olursak biteriz. Bu nokta her türlü kazanımın, takdirin sıfırlandığı yerdir.
İskilip halkı içerisinde yıkılan yerlerin yerine neden bir şey yapılmıyor diye soranlar var cevabınız nedir?
İskilip’te yıkılan binalar belediye binalarıdır. Kiracılarına yer verilerek veya borcundan dolayı tahliye edilerek, ticareti bırakarak vs… yapılan yıkımlardır. Hepsinin yıkımının haklı ve şehircilik açısından gerekçeleri vardır. Yıkılanların yerine bir şeyler yapılmıyor değildir. Eski Sinema Salonu yıkılıp konser, toplantı, otopark gibi daha fonksiyonel bir alana dönüştürülmüştür. Meydansız İskilip küçük de olsa bir meydana kavuşturulmuştur. Pirinç pazarı kaldırımlar üstüne yapılan, trafiği tehlikeye sokan uyduruk kulübelerdi. Çarşı camii önündeki yoğurt pazarı yıkımı da yerine bina vs… yapmak için değil meydan yapmak içindir.
İskilip’te çalışkan belediye başkanı deyince dükkan yapan inşaatçı belediye başkanı anlaşılıyor. Çünkü çarşı esnafının inşa ettiği siyasi yapı ve anlayış yıllar boyu gelenekselleşmiş bu anlayış yerleşmiştir. Şehircilik belediye kaynaklarını kat karşılığı sistemleri varken inşaata harcamakla olmuyor.
Bu yıkımların neden tenkit edildiğine bakarsak yeni bir şeylerin yapılmasının ne olduğunu anlarız. Bu dükkandır. Belediye dükkanlarının esas amacı esnafa işyeri imkanı sağlamak ve belediyeye gelir elde etmektir. Esnafa iş yeri açısından bu dükkanlar dar alanda yürütülen şehircilik için haksız yere değerlenmiş rantı yüksek alanda ancak estetik açıdan son derece çirkin binalardı. Belediye dükkanlarının getirmesi gereken gelir ile gelen arasında korkunç fark vardır. Özel şahısta olsa 1.5 trilyon olabilecek gelir bizde 133 milyardı. 60-70 dükkan kişiler arasında hava parası ile el değiştiriliyordu. Bunun en büyük yolsuzluk, hırsızlık olduğunu, belediye dükkanı üzerinden haksız gelir elde etmenin dürüstlük edebiyatı yapanlarca hiç tenkit edilmediğini, odasında rüşvet alan da veren de cehennemliktir yazısını asanların bu yolsuzluğa seyirci kaldığını biliyoruz. Yani yıkımların eleştirisi başka amaçlara yöneliktir. Biz bütün belediye dükkanlarının kira gelirinden daha fazlasını yapılan kiralamalardan, kum ocağından, şehir parkına yapılan kafeteryadan vs… kazandık. Yıllık 133 milyarlık kira geliri 500 milyara çıkartılabilmiştir.
Yıkılan yerler çirkinlik abidesi olan yerlerdi.
Özelleştirmelerde sürekli aynı isimlerin rol alması hoş karşılanmıyor bu konuda sizin görüşünüz nedir?
Özelleştirmeler dediğimiz kiralamalarda isimler aynı kalmamakta, sürekli değişmektedir. Aynı isimler dediğimiz Ali GENÇ, Asım KOCA ve Süleyman SAĞLAM ise bunlar AK Parti yönetim kurulu üyeliğinden istifa veya işi terk arasındaki tercihlerinde istifayı seçmişlerdir. Biz özelleştirmelerde politik parti ayrımı yapsaydık Ali BAYKAL ’a, Rıza ULUNÇ ’a belediye ulaşımını veya dükkanını kiralamazdık. Cenaze konusunda işin gerekleri ve sağlıklı, aksaksız yapılması için belediyede 7 yıldır bu işi yapan işçilerimizi patron yaparak özelleşme yaptık. Parke döşeme konusunda İskilip piyasasında bu işi yapan iki kişi veya firma vardır Yaşar AĞZIKARA ve Fehmi GÜLLÜ. İkisi de belediyemizden ihaleye katılarak veya doğrudan alım yoluyla iş almaktadırlar. Bu işi yapacak başka kişiler veya firmalar var da iş verilmediyse haklıdırlar. Bu ikisi de farklı parti sempatizanıdırlar. Alternatifi dışarıdan firma bulmaktır o da dışarıdan işçi gelmesi anlamındadır. Parkeyi İskilip’teki firmalardan veya dışarıdan alabilirsiniz bu ihale, fiyat meselesidir. Nitekim İskilip dışından Çorum’dan, Ankara’dan parke alımını yaptık çünkü biz hiçbir yere abone olamayız ama İskilipli müteşebbisleri de gözetmekle mükellefiz.
Ancak belediye başkanı olarak buraya çalışabilecek kimseler varken dışarıdan işçi getiremem. Bu konuda çalışan farklı kişiler ve firmalar bu sektörde genelde aynı işçileri çalıştırmaktadır. Aynı kişiler derken bu hususun iyi değerlendirilmesi şarttır. Ali GENÇ sosyal hizmet konusunda başarılı bir hizmeti gerçekleştirmektedir. Bu konularda piyasa rayiçlerinin üzerinde veya haksız menfaatler varsa ona bakılmalıdır. Biz haksız menfaat sağlamamaya ama hizmetlerin de sağlıklı verilmesine dikkat etmekle yükümlüyüz. Bazı konular da takdir yetkisi içine girer. Bu tür hizmetler biraz da size gönül bağı olan insanların mevcudiyetini de gerektirir. Mesele sadece para kazanmaktan ibaret değildir.
İskilip belediyesinin ihaleleri, alım satımları dikkatle değerlendirilir ve incelenirse belediyenin işleri daha ucuza ve sağlıklı yapılması konusunu 1. plana aldığı rahatça görülür. Küçük yerde ne yaparsanız yapın Nasrettin Hocanın oğlu ve merkebi ile pazara giderken karşılaştığı tenkitlerin benzerinden kurtulamazsınız. Esas olan sonuçlardır.
Şahsınıza ; kitle iletişimi açısından eksikleriniz olabileceği konusunda eleştiride bulunursak yorumunuz ne olurdu.
Güney doğuda görev yaparken teröre rağmen daha fazla halkın arasında olabildiysem ancak İskilip’te bu konuda eksikliklerim varsa bunun konjonktürden kaynaklanan sebeplerinin olduğunu rahatça söyleyebilirim. 180 kişiyi belediye dışına koyarken hakla sağlıklı iletişim kurmak zordur çünkü her şeyi anlatamaz, açıklayamazsınız. Ben İskilip’i en fazla seven kişiyim çünkü hiç kimse benim kadar tenkit edilmeyi, iftiralara muhatap olmayı, ailesinden ve çevresinden tepki almayı göze alamadı. Vatanı için canını vermeye hazır olduğunu söyleyenlerin bu tür sıkıntılara talip olmadıkları da ayrı bir husus. Siyasete kaliteli kişiler girmemekte sonra da siyasetçiyi tenkit etmektedirler.
Belediye başkanlığı için teklif edilen pek çok hemşerimiz bu sıkıntıları göze alamamıştır. Beraber aynı kurstan mezun olduğum 60 arkadaşımdan 11 tanesi bugün validir ama ben İskilip Belediye Başkanı olmaktan dolayı memnunum. Doğduğum topraklara karşı borcumu ödemeye çalışıyorum.
Kitlelerle bağ sadece fiziki olarak kurulmaz. Elbette birlikte olmak önemlidir ancak çalışma şartları, zaman fukaralığı, yöneticilerin özel hayatları vs… bazen buna elvermemektedir. Birçok ticaret erbabı da iş yoğunluğu dolayısıyla etrafını ihmal edebilmektedir. Siyasetçinin parası pul karısı duldur derler. Ancak biz özellikle fakir ve yaşlı hemşerilerimizle sürekli beraberiz. Gönülden gönüle yol olması önemlidir.
İskilip halkı Orhan ÖZTÜRK’ ün neleri ne için yaptığını hangi sonuçlar yaşandıktan sonra anlayıp takdir ilan edecektir.
İskilip belediyesinin bekleneni verebilecek bir yapıya sahip olması en önemli konuydu. İskilip’te bu; özelleşmeler yoluyla yapıldı. Amaç belediyeyi belediye yapmaktı. Aksi halde şov, kavga veya makyaj yapmaktan başka çareniz olamaz. Ben en zor olanı yaptım. İdareciliğin hem okulunu okudum hem de icraatını yaptım. Benden öncekilerin yaptığını çok rahat yapabilirdim ama o zaman kendime olan saygımı kaybederdim. Yıllardır yazdıklarımı ve söylediklerimi tekzip edecek uygulamalara girseydim en azından memleket kurtarma edebiyatını hiç yapamaz hale gelirdim.
Belediye kadrolu personel sayısının 276’dan 95’e inmesi, zarar eden hamam, mezbaha, şehir içi ulaşım gibi işletmelerin kiralama yoluyla özelleştirilmesi, hurda araç ve iş makinesi parkının tasfiyesi, hizmetlerin belediyenin kadrolu personeli eliyle değil hizmet satın alınması yoluyla yapılması, belediye dükkanları konusundaki uygulamalar ileride anlaşılacaktır. Kaldırım işgalinin İskilip’te nasıl önlenildiği hiç değerlendirilmemiştir. Türkiye’de belediyelerin yapmak isteyip de yapamadığı en ilginç konulardan birisidir bu…
Modern devletler, işletmeler ve kuruluşlar hizmet satın alma metodunu kullanmaktadırlar.
Gelecekte hiçbir belediye başkanı ben yatırım yapıyorum demesin, yapıyorsa belediye üzerindeki bu fazlalıkların siyaseten intihar demek olan şekilde giderilmesi sayesindedir. Yani acizane benim sayemdedir. Belediyelerde geliri artırmak çok zordur, giderinizi azaltmak zorundasınız. Bir personelden kurtulmak demek; senelik 20-25 milyar TL giderden kurtulmak demektir. Aynı hizmet daha ucuza temin edilebilmektedir. Belediye personeli ile partizanlık yapılması personel azaltılması yoluyla büyük ölçüde önlenmiştir. Hantal, işi değil işçiyi koruyan hizmeti sahipsiz kılan bu yapı düzeltilmiş, İskilip halkının genel menfaatine sahip çıkılmıştır. Özelleştirdiğimiz işler genelde pürüzsüz yürümektedir.
Kötü olmayı göze alamayan yöneticilerin bu ülkeyi sevdiklerini söylemeleri yalandır, samimiyetsizliktir. Seven sevdiği için gelecek adına, toplumun menfaati uğruna tepkiyi, cefayı, kötü olmayı göze almalıdır. Bizim hiçbir uygulamamız İskilip halkının zararına değildir. Ancak biz genelde az kişinin menfaatini çoğunluğun menfaatinden üstün tutan kişilere siyasetçi dedik. Bu siyasetçilerin yönettiği şehirlerin ne olduğunu ise Batılı gelişmiş bir ülke şehrini görmeden anlamak zordur.
Geçtiğimiz yıllar da ‘’Orhan ÖZTÜRK ’ün seçim kaygısı yoktur’’ ifadesini bir çok kez işittik. Peki Orhan ÖZTÜRK ’ün özünde taşıdığı kaygı nedir.
Elbette bu genel seçimdir ancak oyumuz %60’ın altına düşseydi hesabını benden sorarlardı. Genel seçimde İskilip bölgesinin adayı olmamasına, muhalif partinin 3 adayının İskilipli olmasına, belediyenin oy kaybettirecek uygulamaları ve parti teşkilatı ile belediye meclisindeki sıkıntılara rağmen beklenmedik oy artışı bir ölçüde siyaset yapma tarzı ve sahip olduğumuz kaygıların da sonucudur.
Bu kaygılardan uzaklaşırsak kazansak da kaybetmiş sayılırız. Nitekim muhalefetin siyaset yapma tarzı, particiliğin ideolojinin önüne geçirilmesi ve kendilerine yakıştıramadığım uygulamaları kayıplarının esas sebebidir. Bundan sonra da aynı minvaldeki süreçlerini devam ettirdikleri, toplumda takdir uyandıracak kendilerini anlatacak uygulamalar yerine haklı bile olsalar başkaların kötülüğünden puan toplamaya çalışan anlayışları sebebiyle kaybetmeye devam edeceklerini gayet iyi biliyorum. Ben kötü olursam siz iyi olamazsınız, benim yanlışımdan ne zaman üzülmeye başlarsanız o zaman kazanma ihtimaliniz belirebilir. Üzüntü duyulduğuna dair böyle bir işaret maalesef yoktur, olmasını en önce ben isterim. Oh oh batıyorlar diyen kişiler; bu batışın memleketin de zararına olduğunu görmeyen, bir şeyler yapmaya değil bir şey olmaya çalışan kişilerdir. Ne olursak olalım sonuçta ölüm var.
Tek kaygım hemşerilerimin vicdanını haksız yere sızlatacak adaletsizliği, zalimden, kötüden yana uygulamaları yapmaktır. Esas olan adalettir. Ancak bizim toplumuz imtiyazsızlık ile haksızlığı ayırt etmemektedir. İmtiyazsızlığı haksızlık olarak gören yanlışa ve yargıya sahiptir. Belediyenin 60 yıl kiracısı iken halka yönelik meydan düzenlemesi için çıkmasını istediğinizde haksızlık yapmış olmazsınız. Çıkardığınız kiracınızın yerine başka birisini koyarsanız elbette bu tartışılır. Bu küçük bir örnektir.
Aşağıda ki resmi kaynaklı olmayan nüfus tablosunu Nasıl yorumlarsınız.
ÇORUM ;
ilçe toplam nüfusu
ilçe merkezi nüfusu
2000
2007
FARK
2000
2007
FARK
Merkez
221.699
221.931
+ 232
161.321
182.243
+ 20.922
Alaca
53.193
35.322
- 17.871
24.983
18.531
- 6.452
Bayat
30.574
25.263
- 5.311
7.381
8.531
+ 1.150
Boğazkale
8.190
5.326
- 2.864
1.970
1.448
- 522
Dodurga
10.439
7.808
- 2.631
3.431
3.105
- 326
İskilip
45.327
40.615
- 4.712
19.648
20.257
+ 609
Kargı
20.904
16.047
- 4.857
5.728
5.268
- 460
Laçin
9.425
6.911
- 2.514
2.153
1.225
- 928
Mecitözü
26.064
19.354
- 6.710
5.787
5.207
- 580
Oğuzlar
9.083
7.565
- 1.518
4.678
3.947
- 731
Ortaköy
11.820
9.234
- 2.586
3.349
2.603
- 746
Osmancık
53.758
42.670
- 11.088
28.423
23.527
- 4.896
Sungurlu
80.840
56.419
- 24.421
35.397
28.809
- 6.588
Uğurludağ
16.265
8.786
- 7.479
7.648
3.638
- 4.010
588.156
503.251
- 94.562
311.897
308.339
Burada Sungurlu, Alaca ve Uğurludağ kırsalda da şehir merkezinde de ciddi sayılacak ölçüde nüfus kaybetmişlerdir. İskilip şehir merkezi nüfusunu artırırken kırsalda diğer ilçelere göre fazla olmayacak ölçüde nüfus kaybetmiştir. Aslında Sungurlu, Alaca ve Osmancık’ın şehir merkezi nüfuslarının artması beklenirken azalması, İskilip’te de azalması gerekirken artması üzerinde durulmaya değerdir. Kargı ve Mecitözü ilçe merkez nüfuslarını korurken Uğurludağ ilçe merkez nüfusunun yarısını kaybetmiştir.
İl merkez nüfusu artış göstermektedir. 162.000 nüfus 183.000’e çıkmıştır. Çorum’un dört büyük ilçesinin merkez nüfuslarının toplamı ancak il merkez nüfusunun yarısını biraz geçmektedir. İlçelerin kendilerini dışlanmış gibi hissetmelerinin haklı dayanağı maalesef yoktur. Bu ölçüde düşük nüfusla ve geri ekonomik yapıyla zaten tersi söz konusu olamazdı. Nüfusunu artıramayan, ekonomik gelişmesini sağlayamayan, buna dair dinamiklerini harekete geçiremeyen, belediyelerini de belediye olmaktan çıkaran ve şehirlerin geleceğini yok eden popülist uygulamaları siyaset zanneden anlayışların Çorum merkezine yönelik şikayet ve sitemleri yersizdir.
İl merkez ilçe nüfusu 14 ilçe merkezi toplam nüfusunun çok çok üzerindedir. Bunun sosyal, idari ve siyasi açıdan ciddi sonuçları bundan sonra daha çok hissedilecektir.
İl müdürleri başka yerlere bakarak merkez ilçe müdürü gibi davranmak durumunda kalacaklardır. Zaten uygulama genelde her ilimizde böyledir. Bu durum daha da pekişecektir.
İl merkezinin siyasi ağırlığı daha da artacak, ekonomik ağırlık da bunu pekiştirecektir. Çorum’un; Tokat, Amasya gibi; ilçeleri il merkezi kadar ağırlıklı bir yapısı yoktur. Milletvekili ağırlığı bu açıdan biraz değişecek, ilçelerin mevcut nüfus ve ekonomik yapıları bundan sonra giderek daha az dikkate alınacaktır.
Bölge ilçesi denecek konumları şimdi yeniden değerlendirmemiz lazımdır. Yani merkez ilçe Mecitözü’nü de içine alırsak 240.000 nüfusa sahipken İskilip bölgesi 80.000, Osmancık bölgesi 72.000, Sungurlu bölgesi 70.000, Alaca ise 35.000 nüfusa sahip bir konuma gelmiştir. Bölgesel dengede bu nüfus ağırlığı özellikle iktidar partileri milletvekilliği sayısında ve siyasi partilerin teşkilat yapısında etkisini mutlaka gösterecektir. İdeolojik niteliği öne çıkan ve Türkiye’yi yönetmek için kurulmamış partiler açısından bu olgu söz konusu olmayabilir.
Merkez ilçe teşkilatları bütün ilçe teşkilatlarının toplamından daha güçlü hale gelmiştir ve bu süreç devam edecektir.
ANCAK; Çorum’un handikapı güçlü ve büyük ilçelere sahip olamayışıdır. Osmancık, Sungurlu gibi ilçelerimizin yol avantajına rağmen bu sonuç iç açıcı değildir. Amasya, Tokat, Samsun bu açıdan farklıdır. Çankırı da bu açıdan Çorum’la benzer kadere daha sahiptir. Çankırı’nın durumu bu açıdan daha sıkıntılıdır.
Dolayısı ile Çorum’la ilgili stratejik planlamalarda ilçeleri güçlendirecek bazı politikalara gerek vardır çünkü güçsüz ve zayıf ilçe yapısı il merkezi açısından sanıldığının tersine olumsuz etkiye sahiptir. İl merkezi aşırı sosyal, ekonomik ve siyasi baskılar altına rahatça girebilir. Apartmanlaşma ile otantik yapısı giderek bozulan, yerli ve köklü ailelerin sağladığı sosyal kültürel ve medeniyet anlamındaki dinamiklerini her geçen gün kaybeden Çorum’da yabancılaşma ve yalnızlık psikolojisi asayişi bozup şiddet eğilimlerini güçlendirebilir. Çorum olaylarından gereken dersin maalesef alınmadığını söylemek mümkündür.
Güçlü iller güçlü ilçeler sayesinde mümkündür. Aksi durum il merkezinde anormal çarpıklıklara yol açar. Bu sebeple il merkezinin bütün siyasi, ticari, sınai ve sosyal kadrolarının geleceği çok iyi planlaması ve uygulaması şarttır. Üniversite ve sanayi şehri olması ya da iki tanımdan da uzaklaşması mümkündür. Bunu görmek gerektiği gibi, il merkezinin bu açıdan gelecekteki muhtemel problemlerini bugünden tespit edip çıkmazlara girmemesini sağlayacak uygulamalar şarttır.